vazgeçmek…

vazgeçmek …
neden ?
kimden ?
ne için ? olduğunun önemi olmadan, vazgeçişler önce kendimizden başlar…

IMG_4659

bunun idrak kısmı uzun çok uzun zaman alabilir. belki de şanslılar vardır aramızda. hemen anlamış olanlardan değilim, değiliz çoğumuz.işte bu yüzden, kimi zaman da bunun hiç farkında olmadan geçer günlerimiz.sanırız ki; durumdan, halden, kişiden, şeyden vazgeçtik. oysa her vazgeçiş önce kendimizden başlar.

bir kendini cezalandırmadır, vazgeçiş. kimsenin cesaret edemeyeceği o yüce makama göz dikmiş olan benliğimiz, bizi bize kırdırır. içimizden pipetle yaşam enerjimiz çekilirken, huşu içinde ses çıkaramayız kendimize.acı haz vermese de , vazgeçmek bir çok olası doğacak acıya gebe bırakmaz bizi. işte en çokta bu yüzden vazgeçeriz.

canımız yeniden yanmasın… kapanmamış yaralar olası kabuklarından ayrı kalmasın.var olan yaşam enerjimiz sadece ve sadece en temel anlara kalsın.yaşam yeniden aksın, damarlarımızdan ama alıştığımızın aksinde sadece nefes alsın.

oysa bir gün, bir dost yamacında , bildiğin gerçekler bir bir sahneye inerken bulursun kendini. sende sevmezsin de, söze dökmek zor gelir. o da sana söylemek istemez ama birinin artık acil alarm düğmesine basması gerekiyordur. o biri ne sen, ne de o olmak istemez. yaşam öğretmiştir. böyle büyük bir gerçekle yüzleşirken, kendinle kendi kendine kalmalısın.

bir dost yamacında kendimle ve kederimle kaldım, geçenlerde. ne büyük bir kıymet… tarifi zor bir serüven yaşadım.

unutmuşum, kendimi … ne çok şeyden vazgeçmişim… vazgeçmeye devam ederek …

büyüdükçe mi korkaklaşıyor, büyüdükçe mi korkuyoruz kendimizden. oysa ben hatırlıyorum, küçüçükken hiç korkmazdım gecelerden… oysa yaş aldıkça, zaman geçirdikçe kendimle ne çok korkular biriktirmişim heybeme. onca umudumun, ümüdimin yerini almış, her yüreğime batan kıymığın korkusu. taş olsa belki çatlardı da ne güçlü yaratılmışız… hala yaşıyoruz, yaşamaya çalışıyoruz. ve alışıyoruz vazgeçişlere.. kendimizden vazgeçiyor, bunu da çok normal karşılıyoruz.

yazmak kadar kolay değil yaşadıklarımız.

hep inandım, bir sebepten gelmiş olmalıyız. yaşamlarımız yemek yemek, nefes almak, uyumak ve bilimum bir güne sığan rutinler olamaz diye.

vazgeçmekle, bu kaideyi bozuyor – kendimizi yok sayıyoruz. bunun idrakını bir dostun yamacında yakalıyoruz kimi zaman , yada bir şey bize bunu anımsatıyor. ne olursa olsun, sıkı sıkıya tutunmalı insan kendine. düşman da, kahramanda kendi içinde .

herkese sevgiler

Uçtum …

büyüyünce mi hayal kurmaktan vaz geçiyoruz ?

yoksa …

hayal kurmak büyükler için değil mi ?

IMG_4047

muaf mı bırakıldık yada bizi hayal kurmaktan dismiss mi ettiler ?

neden eskisi kadar, çocukluğumuzdaki naiflik ve saflıktan bu kadar uzaklaştık bunu bilemiyorum.

tek bildiğim, büyüdükçe büyüdükçe evet büyüdükçe hayal kurmanın sınırlarına giremediğimiz.bize yasaklı olması …

kimi zaman garantici tarafımız, çoğu zaman rasyonel yanlarımız bizi en eğlenceli olan hayal kurma eyleminden mahrum bırakıyor.

çevre faktörünü de yadsıyamayız…

en yakın yamacındakiler dahi kimi zaman kurulan hayaller sese dönünce “Amma uçtun … “diyor.

bizzat yaşadım oradan biliyorum. hemde öyle böyle değil…

babam bana söyledi… 🙂

Amma uçtun , Elçin diye hahahahahhaha

peki hayalin töresi gereği sınırsız uçma hakkı tanınmıyor muydu bana ?

istediğimi düşleyebilir, arzu ettiğimi hissedebilir, keyfime göre şekillendiremez miydim hayalimi…paşa gönlüm ne isterse olmayacak mıydı ? 🙂

yaratıcısı, yazarı ben değil miydim hayallerimin…

Picasso bizi mi kandırdı. hani ” everything you can imagine is real.” dememiş miydi ?

hani hayaller ile başlamıyor muydu gerçekliğimiz.

uzakdoğu felsefesi bunun üzerine inşaa edilmemiş miydi ? ya çekim yasası teoremi ?

gerçekliğimiz ve yaşadıklarımız satırlarda kala dursun, siz hayal kurun.

bir kez çok eğlenceli … kendi kendine yazdığın, oynadığın bir oyunun hem figüranı hem kahramanı ara ara mağlubu olsan da bünyeye faydalı.

ister sese dönsünler, ister sizde kalsınlar ruha şifalı.

enerjinizi alkali hale getirip, sizi yükseltiyor.

ben gibi ev ahalisi ile paylaşma armutluğunu gösterirseniz hahahahah hazırlıklı olun babanız dahi olsa, fazla uçtun replikleri havalarda uçuşabilir.

olsun, onlarda uçsun-uçuşsun … sonrasında cümbür cemaat evi kahkaha dalgası sarıp, eğleniyorsunuz.

herkese sevgiler dostlar,

ps:deli ötesi geçen bir hafta yaşadım…kendimi bulmaya gidiyorum, Bodrum’u bu haftasonu size bırakıp, hayalime gidiyorum 😉 hoşçakalın…

 

Değişim .. değiştim …

Onca zaman, okunan kitaplardan ve bu ana kadar yaşanan herşeyin sonunda diyebilirim ki, değişim içimizde yaşanıyor. Beğenmediğimiz , sevmediğimiz hatta beğendiğimiz , sevdiğimiz herşey bizim dış dünyaya yansımamız. Yaşamlarımız bir ilüzyondan ibaret. Her zaman derim, patates ektiğin bir tarladan domates hasat edemezsin. Içimizde yaşattığımız , besleyip büyüttüğümüz hangi duygulardan ibaret ise, gerçekte yaşamımızda -yaşadıklarımızda bundan farklı olamaz haliyle….

Ki öyle de …

IMG_3265

Öfke varsa öfke gelir hayatına…
Sevgi varsa sevdanın tüm rengi bulur seni …
Gökkuşağı misali dolanırsın etrafta…
Sen hangi duygu isen, gelir onun için en uygun sahne …
Kimi zaman figüran olduğunu hissetsen de, asıl her dem yazan ve yöneten sensindir hayatında…

İşte bunu unuttuğumuzdan her zaman, “Değişim” istekleri genelde hep kendimiz dışında istenir, aranır.isteriz ki hep onlar değişsin.biz gayet iyiyizdir.Oysa yaşam bizim .. yaşadıklarımız biziz.

Aynı ana ve olaya ortak olsakta yaşadıklarımızda, işte bu yüzden alınan, tadılan, yaşanan duygular kişiler arası farklık gösterir.Şehirler arası bir otobüs terminalinin farklı yolcularıyızdır özünde. Kim nereye gitmek istiyorsa, o duygu selinin içinde bulur kendisini. Biletler farklı şehirlere kesilir, biz idrak edemeden.Aynı anda, aynı terminalde olmak , o anı birlikte paylaşıp solumak bir avantaj sağlamaz. içindeki duygu rotası aynı değilse , istikamet rotasıda birbirinden farklılık gösterir.

Ne de olsa, çok kolay. Hayır o değişsin …demek diyebilmek … ne de olsa bilirkişi kıvamındayız ne hissettiğimizi herkesten fazla anlıyoruz diye hemen diyoruz ki,

hayır, yalnışları var …
değişmeli …
evet o değişmeli …
evet sen değişmelisin…

oysa, hayal kurmak bile bünyeye faydalıyken , değişimi bir başkası üzerine kurup bunu beklemek bünyeyi felçten beter bir duruma sokar. karabasana dönen bir rüya, amaçsız bir kürek çekiş ve çıkmaz sokak olduğunu görmek, kimi zaman seneleri alıyor … benim bunu anlamam 37 senemi aldı diyebilirim … hahahah hadi bundan ilk 10 seneyi atıyorum ama yinede 27 … severim yedileri… yaş almak çoğu zaman adam olmakla endeksli değil 😉 benim örneğimdeki gibi …

Oysa değişim bizden başlıyor. Evet kabül ederim çok zor , disiplin istiyor, sebat istiyor, % 100 sorumluluğu almak istiyor. Yeri geldi işimize gelmiyor, zorluyor ama bir o kadar da büyütüp asıl olan bizi, bize yaklaştırıyor. Gerçekler ile ilk kez bu kadar derinden ve ilk kez kendimizle tanıştırıyor.

Kimi tanışmalar ürkek başlar. Kendini tanımaya başlamakta böyle aslında..önce ürküyorsun… ne de olsa onca pırıltıya inat bir o kadar karanlık taraf var. karanlıktan korkuyor, yolunu bulamama endişesi sarıyor ve zora gelmeyi insan cidden ömrü hayatında pek istemiyor. Ama bu başlangıcın sonu ne beyhude, ne de hüsranla bitecek. buna olan yürekten inancınla yeniden başlıyorsun kendini tanımaya ve aslında koşulsuz kendini sevmeye … onca takılan maskeler birer birer düşerken, korkulardan sıyrılıp – saf kendine yaklaşıyorsun. ne muazzam bir keşif – ne muazzam bir yol… huzur ve sevginin olduğu kendine, ilk kez adım atıyor ve aldığın nefesi ayrı bir mutlulukla geri veriyorsun.

Ve içinden biliyor ve taa yüreğinin en derininden hissediyorsun .. sen kendini sevemediğin için sevilmedin … içindeki hayal kırıklıklarının yarattığı öfke seli o kadar güçlüydü ki ona kapılıp gittin… önce pes ettin … sonra baktın, durum böyle gitmez, zatende gitmiyor… aldın takkeyi önene başladın özür dilemeye …

ne zordur kendinden özür dilemek.. bilir misiniz ? aslında ne kolaydır kendin dışında herkesi affetmek.affedemediğin kendindir özünde… bunun kamuflajı, her daim  karşıyı affetmemek modudur. mühim ve gerçek olan, herşeyin sorumlusu kendini görüp, yaşananların tek kahramanı ve sebebi kendinle yüzleşip ondan özür dileyip, kendini affetmektir.barışta burada başlar, sevgide …

önce kendini sevmen gerektiğini yeniden keşfedince, hayatında yaydığın enerji frekansında değişir.eskiye dair ne varsa tutunduğun, tutturmaya çalıştığın bir bir üzerinde tutunamazlar artık… kanat çırpmaya başladıkça kendine, başlıyor sevginin tüm rengi hayatına akmaya … ve başlıyorsun arınmaya…anlıyorsun ki asıl mühim sensin … gerisi sadece içinin tezahürü …sevginin şifasına,sevginin gücüne ve sevginin muhteşemliği karşısında kendini sevmeye gidiyorsun…biliyorsun ki , sevgi ile sevebilir ve güzellikler getirebilirsin hayatına ve tüm hayatlara …

Seni seviyorum.
Özür dilerim.
Beni affet.
Teşekkür ediyorum.

Kendimi bulmaya gitmiştim, uzun bir aradan sonra yeniden herkese sevgiler…

Ps: ho’oponopono – koşulsuz sevgi bir bakın isterim …

Ps2:know that, one day your pain will become your cure … and then you’ll just smile…@thx for ur like …

tesadüf yoktur …

onca yaşanan şeye inat hala tesadüf var diyebiliyorsak, bir köşeye çekilip yeniden bakmak lazım yaşananlara….

IMG_2929

bir çok blog yazısı, bir çok film, bir çok kişi dillendirse de tesadüfler yoktur diye, ara ara eski kara kaplı defter öğretilerine aldanıp inanıyoruz tesadüflere …

oysa tesadüf kelime olarak sözlüklerde yer alsa da, kelima manası ile hayatlarımızda değil.

tesadüf olarak nitelediğimiz her şeyi, bile isteye hayatlarımıza bizim tarafımızdan davet ediliyor.

bu tesadüf hem iyi huylu – hem de kötü huylu olabiliyor.

kimi zaman mutlu, kimi zaman hüzün taşıyan durumlara tesadüf tanımlamasını taksakta, yazan da oynayan da biziz aslında.

işte bu sebeple ben beğenmedim oynamıyorum demenin yerine, yaşamımıza neler çektiğimize odaklanmalıyız.

her birimiz en iyisini diliyor gibi olsakta kendimiz için, durumun aslı aslında öyle değil.

onca yaşanan hüzün yine kendi eserimiz. adına da tesadüf diyoruz.

bilinçaltı derin bir dehliz.herşeyi oraya depoluyor, her yaşananı oradan çekip alıyoruz hayatımıza.

kalbimiz – yüreğimiz bizi hiç yanıltmıyor olsa da , satır aralarını okumak kimi zaman hoşumuza gitmiyor.

olmayan şeyleri oldurma çabasına giriyor ve sonunda yaşanan realiteye tesadüf diyoruz.

oysa, diyorlar ya hani tesadüf yoktur.

ne var ve ne yaşanıyorsa aslında olacak olan yaşanıyor.

yüreğinizin almadığı her şeyi rafa kaldırın.

olacak olan her dem zahmetsiz ve sevgi ile mana buluyor.

uzun bir aradan sonra herkese sevgiler ….

 

bir kadın hikayesi …

Kendimizi değiştiremeyiz
ama
deneyimlerimizin kalitesini değiştirebiliriz.
İşte bunun için, bu hikaye yazıya döküldü.

IMG_1875
Onca olan bitene inat, kadın karar vermişti.
Bu sene, yeni yıl dileklerine bir yenisini ekleme isteğinde değildi.
Eski dilekleri bir bir aklına gelirken, kolileriyle göz göze geldi.Yeni yıla sadece 4 gün vardı.Bu şehir, bu ev, bu iş, bu insanlar.Herşey yeni gibiydi.Kolilerle taşımıştı geçmişini.Ama yeni bir yerde yeni umutlara henüz gebe değildi yüreği.

Sahi yüreği neredeydi ? Getirmişmiydi yanında yada hangi koliye kaldırmıştı üstünde “kırılacak” yazan notuyla. Kim bilirdi ?

Pencereden denize baktı kadın.Oysa ne çok severdi denizi.Deniz herşeyi, tüm umutlarının ana kucağı, tutkusunun deli haliydi.Sadece boş gözlerle baktı kadın denize.Bu evden ne kadar yakındı deniz.Elini uzatsadeğecekti.Sanki hep hayalini kurduğu bu hayali gerçek değildi.

Gerçek ile hayal arasında gelgitleri mi vardı yoksa hala yaptığına inanamıyormuydu bilinmez. 16 koli ile salonda yapayalnız oluşu, şuanın tek gerçekliğiydi. Kadın, nereden başlayacağını bilemeden yaktı bir sigara.Eskisi gibi değildi.Artık ne kadar çok sigara içiyordu.

Derin bir nefes aldı sigarasından.Gözü bir an telefonuna kaydı.Biliyordu.Numarası değişmemiş, numarasını değiştirmemiş olsa da o telefon çalmayacaktı. Rehberine yeni eklenecekler ararlardı.Ama geçmiş için çalmayacaktı telefonu.

Acaba diye düşündü.İnsan ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın yanında mı getiriyordu herşeyi ? Tedbiri mekanda ferahlık var mıydı ? Yada en iyisi zamana bırakmaktı.Ne de olsa, zaman her şeyin ilacıydı.

Eli otomatikman yeni sigarasını yakmaya giderken, saate baktı. Küçük bir tebessüm belirdi yüzünde.Anlamıştı.Zaman yardımcısı olacaktı.Ne ara geçmişti onca zaman.Daha az önce eve girmemişmiydi.Koskoca 7 saat ne ara nasıl geçmişti. İzmaritten dolan kültablası aslında söylüyordu gerçeği. Ama kadın zaman nasıl geçti bunu hiç hissetmedi. Görebilseyd hissederdi ama kadın içi bu denli yanarken, kendini dahi göremiyordu.

Gecenin sessizliğinde bir iki koli açtı.Yarın için giyeceği kıyafetleri hazırladı. Hem çok yorgun hemde hiç uykusu yoktu.Yeni bir başlangıç için ne heyecan ne de korku hissediyordu. Hayat zaten bildiği gibi akıyordu.

Telefon çaldığında anladı nerede , neden olduğunu. Yataktan sakince kalktı. Banyodaki aynada kendine baktı. Ne kadar olmuştu gözlerinin içinin gülmeyişi ? Ne zaman susturmuştu konuşan gözlerini ? Yüzünü yıkadı.Yüzünü kuruladı.

Makyajını yapmak için yine aynaya baktı. Ne zordu kendine bakmak aynada.Kendinle yüzleşmek.Ne kadar zordu. Kendini anlayabilmek, acını sarabilmek yada kendini affetmek ne zordu. Hızlıca yaptı makyajını. Üstünü giydi. Son kez aynaya yine baktı.

Arabayı evinin önüne park etmişti. Şanslıydı. Verendadan sokağa çıkmak için sadece 3 adım attı. Arabaya bindiğinde dikiz aynasından kendine baktı.Ne kadar çok ayna vardı hayatında.Bu kadar kendinden kaçmak isterken, hayat neden bu kadar çok çıkartıyordu kendisini karşısına.

Alıştığı yoğun trafikten sonra sakin ve ıssız yol farklı geldi kadına. Manzaranın tadını çıkartmak istedi ama içi o kadar acı kaplıyken, robot gibi arabayı kullandı.Şimdi nereden çıkmıştı bu yeni iş diye düşündü. Yeni bir iş, yeni insanlar …Ama eski sen ve anlatacağın yine sen …

Otoparka park etti aracını. Gülümsemeliydi. En sahte maskesini taktı yüzüne kadın. En tebessümlü, en cana yakın. Ne zordu insanın bu kadar canı yanaken cana yakınmış gibi olma hali. Bir bir tanıştı yeni hayatıyla. Aklında sadece ne işim var benim burada varken ne zordu isimleri aklında tutabilmek. Yada gerçekten tutması, bilmesi gerekiyor muydu bu yeni hayatını aklında.Ne yapıyorum ben diye düşündü kadın. Ama artık ok yaydan fırlamış ve tüm kolileriyle bu şehre adım atmıştı..

Ait olmayacak, aidiyet kurmayacaktı.Kökleri çok önceden yanmıştı. Ve bir daha yeniden kök salamazdı.Yeniden kök salacağını bilmeden, mesai saatinin dolmasını bekledi kadın, günlük rutine ayak uydurduğunu sanarak.

……..devamı sonra

seçim yaptım ben.

hayat seçtiklerimiz ve seçmediklerimizden ibaret.

seçerken …

neye bakıyor ? ne için seçiyoruz ?
sanırım ana sebep, mutluluk…

oysa, her seçim hep mutlu olmak için değil.
kimi zaman, daha az acı çekmek için seçiyoruz.
IMG_6886her seçimin sonu muazzam bir mutluluk olmuyor.
bazen, bıçak kemiğe öyle bir dayanıyor ki, daha fazla yanmamak için seçim yapılıyor.
belki de, her seçim – bir seçim değil; bir vazgeçiş sonucu oluyor.
seçerken mutlu olmayı arzuluyor, vazgeçerken daha az acımız olsun istiyoruz.
ve vazgeçiş, bir seçim oluyor.

asıl gerçek ise, en sonunda biz hep ve her zaman kendimizi seçiyoruz.

bir seçim yaptım ben.
kendimi seçtim.

bildim ki, aşkta – sevdada bende.
küçücük yüreğim ve kocaman isteklerim.
hepsi benimle.
özdemir asaf senden beni çıkarınca nasıl da herkessin.
korkularım, eksikliklerimim, cesaretim ve hayallerimle …
benle manalı, benle bir anlamı var hayatımın ve yaşadıklarımın.

işte bu yüzden, bir seçim yaptım ben …
kendimi seçtim …

daha çok yolumuz var bizim, kendimle.
son nefese kadar benle olacak kendime iyi bakmalı ve içinde yanan tutkusuna saygı göstermeliyim.
canını çok yakmamalı, tutkusunu söndürmemeliyim.
kıymet verip, koruyup – kollamalıyım.
sahip çıkmalıyım kendime.

işte bu yüzden, bir seçim yaptım ben …
kendimi seçtim …

ezelden bu yana, yolumda – yolculuğum sadece kendime …

herkese sevgiler …

kay-bol-mak …

ne kadar uzun zaman olmuş yazmayalı…kendimi bulmayalı.

oysa, her yaratılan şey ile gelen kendini yeniden bulmalara ne kadar çok ihtiyacım var.

IMG_7618

hepimize oluyordur.

bir kaybolmuşluk hissi sarıyordur benliğimizi. acaba ne yapıyorum ? nereye gidiyorum ? ben ne istiyorumlar sarınca, filmi geri sarmaya başlıyor insan.

neden buradayım ? ben ne yapıyorum ? nereden geldim ? niçin geldim ? ve şimdi ne yapıyorum?

asolan ruhun mutlu olması iken saçma sapan yollara dalıyor kimi zaman insan.

bir gram sevgi kırıntısı için pervane oluyor, kendinden vaz geçiyor.

oysa asıl sevgi kaynağı kendi içinde ama bunu anlaması, hissetmesi ve öğrenmesi çok sancılı oluyor.

sanıyor ki, sevilirse sevebilecek…sevildikçe ruhunu değerli görecek.

bilmiyor ki, her şey aslında kendisi ile başlıyor ve yine kendisi ile bitiyor.

bize çocukken kendimizi sevmek öğretilmedi. evet öğretmediler. onlarında bildiklerini sanmıyorum. oysa, her şey kişinin kendisi ile başlıyor.

sende olmayanı veremezsin.

sen çok severken, sevilmiyorsan ne diye kendine yükleniyorsun ki.

neden başkalarının eksiklikleri yüzünden kendini eksik ve değersiz hissediyorsun.

kendini bilmeli önce kişi.

sonra hayat cidden anlaşılır bir yol halini alıyor.

canını çok yakmadan, dümeni gerektiği zaman çevirebilmeli.

ben hala hepimizin bir ruh eşi olduğuna inanıyorum.

aşka ve tutkuya olan inancım ile rutin ve boğucu – eziyet ilişkilere inanmayışım, bunları kabullenmeyişim sırf bu yüzden.inanmıyorum zorla bir ilişkinin sonradan gelişip güzelleşeceğine. doğru bulmuyorum ite-kaka , sipariş usülü bir ilişkinin format edileceğini.

hayattaki sebebi varlığımızın sadece yaşamak olduğuna inanmıyorum. her birimiz, ruhumuzu yeniden canlandıracak ve güzelleştirecek o ruh eşini aramak için buradayız.kaybolmuşluk hissimizde henüz bulamamış ve vazgeçmiş olmamızdan ileri geliyor. yoksa, gerisi sadece teferruat.

herkese uzun bir aradan sonra sevgiler.

yeniden denemek …

son bir aydır gördüm ki, ben dahil çevremde büyük bir çoğunluk yeniden deneme mottosuna sarılmış durumda. gökyüzünde neler değişiyor, neler yerinden oynuyor bunu bilmiyorum. tek bildiğim enteresan bir şekilde yeniden denemeye meğilli olduğumuz.

IMG_0994

yeninin cazibesi olsa da, riskleri yüzünden mi …

eskinin alışkanlığıyla birlikte kendimizi bir daha yeniden anlatmak istememizden  midir bilemem ama yeniden bir şans verme durumları havalarda uçuşup – gidiyor.

herkesin yeni bir şansı evet olmalı , olmalı ama bu yaşanmış bir ilişkinin içinde olmamalıyı savunuyorum artık.

her daim yapıcı ve hümanist olma tavrımı üzgünüm dinamitliyorum ve manasız görüyorum, her bir taraf için.

Hiç bir ilişkiye evet ikinci bir şans verilmemeli … Türü, manası ne olursa olsun. Yüz göz olmaya, oyunlar oynamaya gerek yok.olsaydı ilkinde olurdu, olmuyorsa oldurma gayreti kırmızı kar yağmasını beklemekle özdeş sanki. diye geçenlerde yazdım facebook duvarıma.

like aldığım gibi yergi de aldım bunu yazdıktan sonra. lakin atladığımız bir gerçek var benim nazarımda.her bitiş ile gelen her yeni başlangıç daha fazla beklenti içine sokuyor bizi. sanıyoruz ki öncesinde yapılan hiç bir hata yeniden yapılmayacak, yeniden onlarla yüzleşmeyeceğiz. ama ne biz ne de karşı taraf değişmiyor. kaybın acısı ile biraz daha töleranslı oluyoruz halleninceye kadar.

hallendikten sonra da yine herşey aynı tas aynı hamam moduna bağlıyor. hatta bu sefer, daha bir can yakıyor, daha bir beklenti içine giriyor, en acısı ise eskinin pişirile pişile önümüze kokuşmuş bir halde gelmesi oluyor.

işte tamamen ve tamamen bu sebeple diyorum ki, olsaydı başında olurdu. olmuyorsa oldurma gayretine ne lüzüm var. hayatta her şey puzzle gibi aslında. nasıl bir an puzzle da takılı kalıyoruz, sabileniyoruz o boş alana elimizdeki pulu yerleştireceğiz diye …. işte yaptığımız her geri manevrada bu.  oysa, her boşluğun pulu belli ve yerine yerleşmek için bizden fırsat bekliyor. kendi haline bıraktığında zaten gelecek olan pat diye yerine oturuyor, yormuyor.

ilişkiler içinde aksini düşünmüyorum.her oldurmaya çalıştığımız sonrasında zamanla bizi tüketiyor. doğru ve iyi şeyler için extra extra efor harcamayı gereksiz görüyorum.

emek vermeyecek miyiz diyenleri duyuyorum. emeksiz hiç bir şeyin olmadığı doğru lakin extra extra apılan herşey emeğin ötesinde oldurma saplantısı olarak yorumluyorum 😉

çünkü her olması gereken doğru şey; kendi doğası içinde yeşerip, güzelleşip bizi de güzelleştiriyor.

635658309352598745

hormonlu domatesle – doğal domates gibi özünde.

nasıl doğal domates için uygun koşulları sağladığınızda sonunda  muhteşem bir lezzete dönüşüyorsa…. hormonlu domates içinse  extra extra sarf ettiğimiz tüm çabanın sonunda soframızda tatsız tuzsuz ve bol maliyetli bir domates oluyor.ve doğal domatesle karşılaştırdığımızda sağlığımıza da tehtid oluşturuyor. işte bahsettiğim şey ilişkiler içinde geçerli. emeksiz olmaz lakin extra extra çaba ile de hiç olmaz, diyorum son söz olarak …. 😉

herkese sevgiler.

ps: öyle bir yoğunluk kazanının içine düştüm ki, ben dahi özledim blogumu 🙂

 

 

 

 

 

güvenmek sorun değil …

güvenmek sorun değil ….

cidden, güvenmek sorun değil.

sorun, sadece kime ikinci kez güveneceğinize karar verebilmek.

Trustsermonimage

huylu huyundan vaz geçmez diyen atasözüne inat mı – güvenmeli ?

gönlünü kanatarak oluşurulan yaraya inat mı – güvenmeli ?

kafanızın içine yeşertilen sinsi kördüğüm kuşkulara inat mı – güvenmeli ?

yoksa işin en temizi, güvensizle –  güveni mi hiç buluşturmamalı ?

bilemiyorum.

cidden, güvenmek sorun değil.

sorun, sadece kime ikinci kez güveneceğinize karar verebilmek.

bir kez güven kırılınca tamiri zor diyorlar ya hani, haksızda sayılmazlar.

cidden zor .

an geliyor, manasız bir saatte yatılan uykudan sırılsıklam ateşler içinde uyanıp kabusunuz, güveninizi dinamitleyen hal olunca; başlıyorsunuz kasedi geri sarmaya.

aklınıza neler neler geliyor ?

size yapılanlar ,  size yapılmayanlar , size hiç yapılmayacaklar ve size sonrasında belki de yapılacaklar …. enteresan bir arkası yarın kuşağının hızlandırılmış zaman tüneli moduna giriyorsunuz.

ama asıl önemlisi , iç sesiniz size yine hayır mı ? diyor; yoksa evet mi ? diyor bunu duyabilmek, mühim olan.

her ikisini de duyduğunuzu iddia ediyorsanız, o zaman size mantığınızı çıkarın devreden diyeceğim. kalbinize danışın. mantık, alışkanlıklar , korkular, yeni başlangıçlara şüpheli bakışlarla aklınızı çelmesin. kalbiniz size en doğrusunu canınız yansa dahi diyecektir.

bana ne mi diyor ? henüz duyamıyorum.

ne acı … güvende – güvensizlikte sizin kucağınıza karşınızdaki tarafından bırakılıyor. sebepsiz paranoid güvensizliklerden bahsetmiyorum. gözünüzün – gönlünüzün içine baka baka yapılan – kırılan güven duvarlarından bahsediyorum.

sabreden derviş muradına ermiş dediler bana küçükken. acaba, bunun için de mi dediler …

bilemiyorum …

IMG_3141-e

son kez yineliyorum …

cidden, güvenmek sorun değil.

sorun, sadece kime ikinci kez güveneceğinize karar verebilmek.

herkese sevgiler

ps: bu postum kendime … uyku düzenimden şaşmayacaktım  🙂 üstümü de örttüm halbuki ….

yürek bekçiliği = paranoya …

hiç birimiz kendi yüreğimizin dışında başka bir yüreğin bekçiliğini yapamayız.bunun,

imkanı yok.
ölçüsü yok.
mekanizması yok.
sebebi kimi zaman çok ama kontrolü yok.

çünkü, her kes kendi yüreğinden mesül.

yeni dönem ilişkilerin, en büyük sıkıntısı olan güven olgusunu, dinamitleyecek onca şeye gebeyken çevremiz; ne yazık ki kendi yüreğiniz dışındaki bir yüreğin bekçisi olamazsınız.

siz, sadece kendi yüreğinizden ve sadakatinizden sorumlusunuzdur.

me

diğer cephenin sadakati, sizi direk bağlasa dahi, bu sizin sorumluluğunuzda değildir.siz karşı tarafın yürek bekçisi olamazsınız. siz sadakatsizlikle yüz yüze kaldığınızda, yapacağınız en klas hareket olan “elvedayı” eyleme alırsınız.

çünkü bilirsiniz ki, yürekte tek biri olur. o yürek sizleyken başka birini de misafir edebiliyorsa, siz o yüreğe hiç yerleşememiş ve hiç bir zaman o yürek için tam gelmemişsinizdir. bugün tam gelemediğiniz, sahip olamadığınız bir yüreğe üzgünüm yarın da sahip olamazsınız. nasıl yani , olur mu hiç öyle diyenler muhakkak çıkacaktır…

azizim, kendimizi kandırmayalım, lütfen … olsaydınız zati, o yürek başkası için atmazdı. başka bir bahara deseniz de, siz o günülde bahar yaratamadıktan sonra, başka bir bahar kaplar sahip olamadığınız yüreği.siz de paranoyanın derin dehlizlerinde kendinizi demirlemiş bulursunuz. çünkü o bahar yerleşmiştir yüreğe ve üzgünüm siz asla yeni bir ikinci baharı getiremezsiniz …

ironman

yürek bekçiliği işte bu sebeple paranoyanın ana sebebi olur çıkar karşınıza. hayatlarımız bu kadar kısa iken, zehretmenin manası yok yüreklerimizi.

hep derim, ilişkiler puzzle gibidir. ilgili parça muhakkak gelir. siz elinizdeki parçayı yeter ki olmayacak yere tutturmak için manasız efor sarfetmeyin. çünkü oturmaz ve oranın parçası elbet gelecektir.

ve siz, siz olun unutmayın ….

sadece ve her zaman kendi yüreğinizden mesulsünüz .

kimsenin,  içinde yaşayan bir sevdayı, o kişi istemeden bitirmesi mümkün değildir. buna kimsenin gücü yetmez ve size ait olmayan bir yürek için de yürek bekçiliğine girmeyin.

puzzle’nızın parçası elbet bir gün yüreğinize yerleşecektir.

herkese sevgiler …

ps: olur da bu posttu okursan, üzerine alın bunu sen için, sana yazdım …