artık yürüyor ve geçiyorum …

insan kendini tanıma yolculuğuna bir kez baş koydumu, işte değişim ve dönüşüm en sihirli haliyle yol boyunca kişiyi sarıyor ve sarmalıyor… farkındalık eşiği enteresan bir şekilde artarken, eski senle mevcut seni karşı karşıya getirecek olaylar dizileri önüne çıkarıyor. seni sınava sokuyor. bakalım niyetinde ne kadar niyetlisin ? yoksa eski halinde mi devam etmektesin ?

kalıplarımdan, alıştığım düşüncelerimden, kalkanlarımdan sıyrılma sürecindeyim. bir nevi kendime, kendim detoksu yapıyorum. sevgimi ve öfkemi dengelemeye çalıyor, inandıklarımı savunma konusundaki kesin tavrımı törpülemeye çalışıyor, en önemlisi daha bir üst boyut için kendimi yetiştirmeye gayrete diyorum.

tüm bunlara niyetliyken, yalnız yine de yalana tahammül edemiyor ve kızmaya, öfkelenmeye başladığımı görüyorum. bir kamyon dolusu laf söylemek, kendimi aklamaya çalışmak, ve en önemlisi bu tarz birşeyle karşı karşıya kalmanın haksızlığına bir isyan ediyorum. üzüldüğümü söylemek dahi istemiyorum yada kırıldığımı.

lakin, tüm bu duygu seli içimden geçerken, artık bir nebzede olsa, evet artık olabildiğince kendimi özetliyorum. ve cidden yürüyüp geçiyorum artık.arada duruma hala içimden kafa tutuyor yakalasam da kendimi ….

evet yürüyüp, geçiyorum. aksine artık ne don kişot gibi gücüm var …

ve , özünde bir kazanım olmadığını biliyorum artık.

yürüyüp geçmenin, ilk mantık kabul evresi sancılı bir süreç.lakin, bir kez bunu merkezine aldığında en huzurlusu samimiyim sadece bu.

vicdanın rahat. kendini deli gibi karşının gözünde onaylatmanın manasız patinajları ile yormuyor, kendini bildiğinde de karşıyı daha fazla yüceltmiyorsun. sezar’ın hakkı sezar’a kalıyor.

yalan ve yalancıyı aynı masada, kendi senaryolarında bırakıyor ve yoluna bakıyorsun. şükür ediyorsun ayrıca. nede olsa, maskeleri düşüren bu durum, gerçekler ile buluşmana vesile olmuş oluyor.

öyle yada böyle bir sınav olarak, durumunu görüyorsun. hala törpülenmesi gereken yerleri fark ediyor, durumu yaratandan ziyade , kendi cephene bakıyorsun.

ve dediğim gibi ben artık ….

yürüyor ve geçiyorum ….

her dem sevgiyle,

 

 

kaktüs olsam dahi ….

biz kadınlara, her dem bir çiçek olduğumuz söylenir 🙂

genelde güle benzetilmek popüler bir yaklaşım olsa da, açık ara papatya gelir sonrasında. kimi diğerleri ise başka başka çiçek isimleri takar sevdiceğine yada armağan eder bu nadide çiçekleri.

geçen bir filimde izledim ve bayıldım. “I Origins 2014 – Göz” fimiydi, izlemenizi  tavsiye derim. erkek kıza soruyor,

“hangi çiçeği seviyorsun.” diye ve kızdan muazzam bir cevap,

” kara hindibağ , çünkü satın alamazsın, vahşidir ve özgürdür.” diyor. kahkaha attığım ve cevabı muazzam bulduğum bir gerçek.

lakin, asıl gelmek istediğim konu bu değil 🙂

her şey özünde emek ister ve emeksiz her hangi bir şeyin varlığını sürdürebilir kıldığını ve yaşamasının olanaklı olduğuna inanmıyorum.

arada kendimi kaktüs ile özdeşleştirmem bu yüzden …. yada ben gibi bir çok hem cinsimi aynı kaktüs sepetine koyma sebebim bundan.

erkekler arada ve bazen de çoğu zaman bizlerin kaktüs olduğunu sanıyor olabilirler. ne de olsa, kaktüsün bakımı, bir çok diğer çiçekle kıyaslandığında çok rahat. kendine göre farklı dinamikleri olmasına rağmen, su vermediğinizde diğerleri gibi hemen kazan kaldırıp, hayatını sonlandırmıyor. yada tüm koşullarda varlığını sürdürebilme gücüyle, dolap içinde dahi unutsanız hayatta kalabiliyor.

her durumda aynı kalabiliyor olması, hem avantaj, arada da sıkıcı bir hal alabiliyor. diğerleri nadide çiçeklerini uzun bir süre alımlı alımlı sunarken, kaktüsler o özel çiçekleri sadece senenin belli bir günü ve kısa bir süre için açıyorlar. alışkanlığın yoğun olduğu, şaşırtmanın ise sadece siz denk gelebilirseniz gerçek olduğu bir ilişki hali. bunun dışında öz tabirle kaktüs, sadece kaktüs tabii.

kaktüs dahi olsalar, yada kaktüs olarak algılanıyor da olsak; her dem ilgiye, özene ve emek vermeye gerek var. çünkü kaktüslerde ölebiliyor ve sizinle olma halinden vaz geçebiliyorlar.

her dem sevgiyle,

ps:kaktüsleri de ayrıca çok severim.

 

kafamız karışıyor arada …

evet kafamız arada cidden karışıyor. manayı kaçırıyor ve sanıyoruz ki, bizler sadece ve sadece maddi varlık ve kazanımlarımızdan ibaretiz.

oysa, olayın iç yüzü bu değil ve hiç bir zaman da değildi. sadece bir ilizyon ve içsel tatminsizliklerimiz dönem dönem bizi buna itmekte.

konuya kafadan girdiğimin farkındayım.

hayat enteresan bir döngü. hayal kurulanla, yaşanan kimi zaman siyah beyaz kadar birbirine zıt olabiliyor. her şey özünde sadece ve sadece bizim yüklediğimiz anlamlarla mana buluyorken, arada kantarın topuzunu kaçırabiliyor ve içsel yetersizliklerimizi başkalarına giydirebiliyoruz. bunun yanında da var olan metalarımızı, mevcut yetersizliğimizi kapaması için listelemekten de kendimizi alamıyoruz.

geçenlerde şahit olduğum bir olayı, içimde anlamaya çalışınca fark ettim bunu.

oysa, kutsal kadim kitaplarda yazar …. rızıklar önceden dağıtılmış ve bir gram şaşma bu alemde olmayacaktır. ve ne büyük bir ironi ki, hali hazırda şahsıma düşen maddi kazanımlar ile özünde bir şey değilim.

sadece ve sadece ben olabilmekle, bir değer ve içimdeki sevginin ölçüsünce bir manayım hayatta, hayatımda… kendimizi unutuyor yada bunla yüzleşmemek için deli gibi maddi kazanımlara yöneliyoruz. oysa, oyunun sonunda sadece ve sadece kendimle ben kalanım. ve benimde ne varsa onlarla varım.

ülkenin hatırı sayılır bir üniversitesinden mezun olmam beni diğerlerinden üstün tutmuyor .keza yine hatırı sayılır bir kolej hayatımın olması da… öyle kişiler gördüm ki, bu etikete sıkı sıkıya bağlılar. oysa sevgili kıymetli üniversitemin benim içimde ve bana kattıklarıyla varım. adının kariyer basamaklarımı ilk tırmandığım yıllarda ne kadar çalıştığını yadsımasam da, 30’lu yaşlarımın ortalarında ben neysem ve ne kadar ehilsem işe yaradığını biliyorum.

bir arabamın olması, arabası olmayanlardan beni insan olarak bir tık öne çıkarmıyor. evet muazzam bir konfor lakin benim kişiliğime bir bonusu yok. arkadaşlarım bir arabam var diye beni daha çok yada daha az sevmiyor. bizi bir yerden başka bir yere daha rahat ulaştırıyor olması harika bir avantaj ama benim toplumda bir yer edinmem için olmazsa olmazlardan değil.öyle olsaydı sanırım 21 yaşıma kadar kimse beni sevmez ve kimse benle konuşmak dahi istemezdi.

oturduğum evin yaşadığım bölgedeki güzel sitelerden birinde olması yada bu evin yasal düzlemde sahibi olmamda benim daha çok sevilmeme, takdir görmeme sebep değil. hanzoluk boyutuna vardığımda, var olan tüm kazanımları bu yolda harcamaya yada sunmaya gönüllü de olsam beni kurtaramaz kanaatindeyim.

peki beni arkadaşlarım arasında ne tutuyor. tüm bu yan kazanımlarımdan öte, benim onların sevgisine , dostluğuna ve paylaşımına nasıl oluyorda eşlik edebiliyorum değil mi ? sadece ve sadece varlığım, içsel benim ve kalbim buna sebep.

aksi durumda, para dediğin nedir ki cidden bugün var yarın olmayabilir. ki bunu da yaşadım ve gördüm hayatta.geliyor ve gidiyor. ne kadar bankada biriktikimin olsa da, bu böyle …

işte bu sebeple, hoşlanmam ben buradan mezumum diye fanatik tutumları, yada bilmem ne marka arabam var yada maddi kavramlara dair olan tüm böbürlenmeyle kimlik arayışında kendilerini yakanları….buna ayrıca kariyerlerimiz ve iş hayatımızdaki pozisyonlarımızda dahil.

çünkü bilirim ki, gece yatağa girdiğimde evimin içinde olsam da, yatağıma ne arabamı, ne maddi varlıklarımı ne de diplomalarımı sokabiliyorum. yatağa sadece ve sadece kendimle ve benliğimle girdiğimi biliyor, benliksiz olanları ise hayatıma cidden bu kadar kalabalık kazanımlarımla almayı tercih etmiyorum. ne de olsa, yatağında bir taşıma kapasitesi var ve mazallah onca ağırlıkla çöker ve altında kalırız. o onca kazanımlar yaşamımızı sona erdirdir, sabah yataktan kalkamayabiliriz 😉

demem o ki, kişi özünde içsel olarak kendinden uzun bir süre uzak kalmış ve kendini unutmuşsa evet bu tarz bir ilizyona pervane gibi çekilebilir. egosu tavan yapmış, öz benliğini unutmuş olabilir. var olan kazanımlarını kaybetmiş ve bunun için öfkeli olabilir ama bir kere kendini kazandıktan sonra kaybetmediğini bildiğinde, daha hoşgörülü, empati sahibi ve anlayışlı olur.özünde ilişkilerin ilk ayağı karşıyı anlamaktan geçer zaten. öteki türlü , hep kendim diyeceksem, aynaya bakmakta fayda görüyorum.

ötekisi, sadece kişisel tatmin için karşıyı yermek , onla alay etmek ve içindeki nefreti kusmak için yaptığı tüm fedakarlıkları suratınıza çarpmak için zaman ve fırsat kovalar.ve her dem yapılan bu davranışlar sizin şahsınıza gibi gözükse de, aslında kendileri içindir. o yüzden kişiselleştirmenin manası yok.

olurda bu tarz bir durum yaşar yada şahit olursanız, bırakın gitsin. çünkü konu siz bile değilsinizdir. kendileri ile olan kavganın bir dış dinamiğe ihtiyacı vardır ve şans eseri siz o role büründürülmüşsünüzdür.

her dem sevgiyle ,

38,Kendim …

kaktüs ile başlayan blog hayatım, değişsen ben ve zamanla Bayan Organic olarak devam ediyor. hoşnut değilmişim gibi gelmesin kulağa …..

şükür.

halimden son derece memnunum. arada benimde her insan gibi canımı sıkan, hayatıma limon sıkan, manasız gördüğüm yaşadıklarım var 🙂 lakin, gecenin sonunda, görünmeyeni de görme gayretiyle …. en iyi ben için, herşeyi yaşadığımı biliyorum artık. özünde hepsi bir sınav ama nasıl fizik sınavından sonra fizik erkanı ile koca bir sülale olma yolunda söylemlerde bulunuyorsam, bunu hayatım içinde arada yapabiliyorum, tabii 😉

her ne kadar 7 rakamını sevsemde, benim hayatımda 8’lerin yeri bir başka. kermitim’de 28 yaşımda yazdığım bir post geldi geçen aklıma. hiç bir şey tesadüf değil, özünde. işte bu sebeple, hazır tamda zamanıyken, 38 içinde bu ritüeli yerine getirmek istiyorum. daha nicelerine inşallah, hep birlikte sağlıkla, sevgiyle, saygıyla, ağız tadımızla ve en önemlisi kendimizle.

38 yaşıma kadar enteresan bir hayatım oldu, herkes gibi.

şükür.

her dem şanslı oldum ve iyi ki bu ruh ile dünyaya adım attım.

38 tane maddem var, hayatıma, yaşadıklarıma ve kendime. işte, şimdi sizlerle 🙂

1- herşey, istinasız ama herşey, özünde emek ister. masaya birşey koymuyorsan, hani bana dediğinde, sana gülerler.

2-sadakat ve dürüstlük, en kırmızı tutkulu yalan bir ilişkiden daha kıymetlidir.

3-şaşırmanın çocukluk anılarında kaldığını düşünmek, içindeki çocuğa yapacağın en büyük haksızlıklardan biridir. nefes aldığın sürece, bulutlar kadar seni şaşırtacak şey var hayatında.

4-ağlamak hala seni seven bir kalbinin olduğunu gösterir.

5-en iyi intikam ise, yok saymaktır. muhattap kabul edilmeyen, canını yakanlar inan bana üstüne tuz serpilmiş sümüklü böceğine dönerler.

6-eski ilişkilerine söz söyletmemek bir erdem değil, yaptığın salaklığa katlanamadığının göstergesidir. sezar’ın hakkını sezar’a vermek gerek. adamın ciğeri beş para etmiyorsa, açık yüreklilikle önce bunu kendine itiraf etmelisin.

7-önceliklerinde kendini,birinci sıraya yerleştirdiğin ve mutluluğu hak ettiğini bildiğin bir dönemdesindir.

8-insanları tanımanın en iyi yolu, kendini biraz geriye çekip, onlara sensizliği vermektir. gerçek yüzlerini öyle bir gösterirler ki, gözünde bu kadar büyütürken, elimde acaba büyüteç mi vardı dersin.

9-çiçekleri daha çok sever ve her yetiştirdiğin, her gördüğün çiçekte sevgiyi duyarsın.

10-zihnin kimi zaman senden de geveze olur, anda kalmak için arabanın gaz pedalı en büyük destekçin olur.

11-kötülüğü çoğaltanların yapanlardan ziyade onlara bu fırsatı verenler olduğunu bilir, izin verenlere ise sadece sırtını dönersin. bilirsin ki , söyledikleri gibi hiç bir zaman iyi değillerdir.

12-dolunay’a olan aşkın daha bir artar. her ayın o gününü kendine kutsal ilan edersin.

13-gözlerin konuştuğunu bilir, kelimelerin taşıyamayacağı o en ağır duyguları sadece gözlerinle iletirsin.

14-onca ben diyen arasında, sen ya da biz diyen arar… bulduğunda, onu pamuklara sarar ve son nefesine kadar yüreğinde saklarsın.

15-geçmişle pek ilgilenmez … itina ile önüne getirilen geçmişe ise paçana yapışmış bir diken gibi muamele çekersin.

16- geleceğin her dem değiştiğini bilir, bulunduğun anın en mutlusu olmaya gayret edersin.

17-eskisi gibi hayal kuramadığını fark ettiğinde içindeki çocuğa dönmenin yollarını arar, onu hoş etmek için çaba sarf edersin.

18-onca kalabalığın içinde yalnız kaldığında, nezaket kurallarına aldırmadan görüşürüz der ve kendine kalmanın dayanılmaz keyfini yaşarsın.

19-onca tatminsiz ve negatif insanları itina ile önce dinler, elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışır ve sonunda bu acıyla yaşamayı seçtiklerini anlayınca artık sebep bile göstermeden rotanı değiştirirsin.

20-atasözlerine daha çok kıymet verip, sözlük okumayı bir rutine bağlarsın ve bilirsin ki atalar her dem doğruyu anlayabilene demişlerdir. ne güzeldir, bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim 😉

21-bir insanın gerçekten istediğinde neler yapabileceğini iyi bilirsin. yapılmayanlara mazaret bulmayı bırakalı yıllar olsa da, yapmayanı bırakmak yeni girer hayatına.

22-önyargının ne fena bir şey olduğunu hayat sana göstermekten usanmaz ama sen inatçılıkla buna devam ettiğinde, kendine bayağ bir mahçup olursun.

23-ön sezilerin seni yanıltmaz ve bilirsin ki seni yanıltan canın acımasın diye bin takla atan mantığındır.

24-muhattabını iyi seçip, varsa ortada bir durum onunla oturursun masaya.

25-senin eski oyuncakların ile oynayan yeniler , oyuncaktan şikayet edince konuyu müdüriyete yani oyuncağa iletmelerini istersin.

26-güzel yemek yemeği eskisinden daha çok seversin ve bilirsin ki gönül bağı yemekle beslenir.

27-içinde tek bir ben olmadığını görür ve her birini besleyecek farklı senler ararsın.

28-doğaya olan tutkun daha bir artıp, insanlarla daha az zaman geçirsin.

29-bir şeyi başarmak için en az bir kişinin inanmasının yettiğini bilirsin. bu kişinin de kendin olduğunu yaşam artık öğretmiştir. ve kendinin en fanatik destekleyicisindir.

30-ne yazık ki hala kaçan kovalanır savının işliyor olması arada kafanı karıştırsa da, bu stratejiyi kafanın bir yerinde kırmızı bir kutuda saklarsın.

31-herkesin herkeste kendini aradığını öğrenmiş ve seni sana yansıtan cici senlere daha bir sıcak baktığını artık kendine itiraf etmişsindir.

32-bir aile olmak için evlilik cüzdanı yada kan bağı olması gerekmediğini öğrenmiş, gönül ailene yeni aile fertleri eklemenin muazzam hazzının keyfini pembe bulutlarda kutlamışsındır.

33-en büyük erdemin kişinin, kendi ile yüzleşmesi olduğunu bilmiş ve bunu yapabilmiş olanlara karşı kalbinde büyüyen bir saygı seni selamlamıştır.

34-takılı kalmamayı, hareketsiz kalmamayı ve sürekli ileriye adım atmayı artık hayat dusturu haline getirmişsindir.

35-hesap, kitap ve planların ilahi olan düzlemde sadece manasız tatmin kalkanları olduğunu hayat sana artık resmen öğretmiştir.

36-sıfırdan bir başlangıç yapmanın kendin inanırsan mümkün olduğunu, bunun için sadece gönülden razı olmanın ve yeniye yeni olarak yaklaşmak gerektiğini bilmişsindir.

37-en vaz geçemem dediklerini, bir bir göndererek , değiştirerek ve onlarsız bir hayatta aslında ne kadar özgür kaldığını ve bu özgürlükten kendini mahrum bırakanın sadece kendin olduğunu görmüşsündür.

38-kalbinin onca kırıklara rağmen yeniden sevebilme gücü ise seni önce dehşete düşürmüş … sonrasında ise binlerce şükrü en büyük sevilene fısıldamışsındır.

çünkü bilmişsindir ki , her dem sevgi ile dönüyor hayatın ….

herkese sevgiler 🙂

ıskalıyoruz…ıskalıyorum…

tahmini 14 – 15 yaşındaki bir çocuk bana bugün gayet okkalı bir ders verdi.

ıskalıyoruz, ıskalıyorum hayatı, hayatımı, hayatlarımızı ıskalıyoruz ….

yaklaşık bir iki senedir hayatımdaki herşeyi azaltma, sadeleştirme yoluna girdim.

eşyalar ile başladım, işler, olaylar, haller, olgular  ve kişiler ile de devam ediyorum .

 

öncesinde ilgili kurumlara verirken, yaşadığım bir iki na-hoş durum sonucunda çöpe gönderdiklerimi son iki haftadır let go hesabından satıyorum.

ve sevgili nikonum ile de vedalaşma vakti ben için geldi ve onuda siteye ekledim. bir çok armut mesaj ve enteresan takas ve pazarlık hallerinden sonra bir çocuk ben yarın geliyorum abi dedi.

hiç bozuntuya vermedim , ok abicim dedim ve ben onuda bir önceki armutlar gibi aynı kefeye ekleyip, olayı unuttum. bugünkü gündemime dahi almadım, o derece unuttum yani.

ve çocuk beni aradı.

ben geldim abi dedi ama baktı ki bir kadın karşısındaki biraz afallamadan sonra olayı izah edince Elçin Hanım ile devam etti sohbet.

ben müsait olmadığımı ancak yarın olacağını söyleyince yüzüme tokat gibi, iliklerime kadar beni donduran , o buz havuzunun içine attı beni … iyi ki attı ve ben aydım başka bir yaramı …

” ama ben dün dedim bugün geliyorum dedim. ve geldim .ben alıcıyım dedim ve geliyorum dedim ”

işte burada denecek özünde hiç bir şey yok.

haklıydı.

gerçekten çok haklıydı. nasıl mahçup oldum, utandım tarifi zor …

haklıydı, çünkü …

henüz hala masumdu.

ve en az biz kadar kirlenmemişti.

onun için verilen söz, namustu. kesindi.katiydi ve gerçekti.

kulaklarımda ” ama ben dün dedim bugün geliyorum dedim. ve geldim .ben alıcıyım dedim ve geliyorum dedim.” yankılandı.

şükür toparlamam zaman almadı. özür diledim. onca yaptığı yola üzüldüm ve ekledim.

“üzgünüm. o kadar alıcam , tamam diyenle karşılaşınca ve kimse sonuçlandırmayınca inanamadım ve sabahtan aramayınca önemsemedim.” dedim.

evet benim cephede kendince haklı olsa da , işin özü bunca zaman diliminde aldığım her nefeste o denli kanmış ve kandırılmışlıkla yüklü ruhum inanmaktan vazgeçmişti.

olan özünde sadece buydu.

ve fark ettim ki , yaşadıklarımız bize kimi zaman en büyük kötülüğü yaparak, hayattı ıskalamamıza sebep oluyor.

ben inanmış olsaydım.sabahtan arabaya makineyi koysaydım. söylediği yerde olmam sadece 10 dk. yaşı küçük kalbi büyük bu koca adamı üzmemiş, onun da yüreğine bir acı kıymık batırmamış, hemde benim koca büyümüş yüreğime batan bir kıymığı çıkartırmıştım.

koca bir ders oldu bana .

sanıyoruz ki, onca acımız içimizdeyken, bir daha hata yapmamak, yanmamak , acı çekmemek için önemler alıp kendimizi olası bir acıdan, aldanıştan yada nahoş durumdan koruyacağız. oysa bunun ne büyük bir ilizyon ve kendini kandırma yolu olduğunu koca beyimlerimiz bilsede, manasız tedbir almalarımız bize hayatı ıskalatıyor…

ben bugün hayatımı ıskaladım…

ve kim bilir bugüne kadar neleri , nelerden, kimlerden, niçinlerden ıskaladım …

ve karar verdim…

anasını satayım. acı çekmemek için yapmaya çalıştığım herşeyin sonundaki kümülatif acıyı terazinin bir küfesine koydum ve gördüm ki, manasız ve hayat, yaşam başka ve yapay bir tarafa kayıyor… işte bu yüzden, yeniden kendime şans vereceğim.

ne de olsa, çok acısada henüz öldürmüyor acı 😉

herkese sevgiler 🙂

 

ilizyon … gerçek

kadın “ama, bu bir ilizyon … biliyorsun.” dedi.

adam ise; “herşey bu kadar gerçekken, çok mu iyi … ” deyince, kadın uzun bir sessizliğe büründü.

gerçek ne ?

ilizyon ne ? diye günlerdir soruyorum bu konuşmayı yaptığımız günden bu yana kendime.

gerçekten ilizyon ve gerçek neydi ? ayrımını nasıl yapıyor ve hangisine aldanmayı seçiyor yada hangisini sahte buluyor ve red ediyorduk, yada ediyordum.

bir nefeslik ömürlerimizde, gerçeği her dem yakalayabiliyor muyduk ? yada yakaladıklarımız, içimizde yaşattıklarımız gerçekler miydi ?

yada her durum ve halde, kendi cephemizde bir ilizyon mu yarattırıyor ve onu gerçeğimiz olarak mı parlatıyorduk..

hala net bir tanımım yok… ne gerçek için, ne de ilizyon için….

tek bulduğum çıkış yolu, hayatlarımızı içimizdeki dünyaya uydurduğumuz, devşirdiğimiz …

matematik değil hayatlarımız. rasyonel gibi görünüyor olsakta, özünde duyguların yönetiminde ve tüm hissettiğimiz duyguları toplumsal değer yargılarına sevimli görünmek adına mantık çerçevesine uydurduğumuz bir hayat yaşadığımız.

gerçek ve ilizyon bir paranın iki yüzü gibi.

hangi yüzü bizi sevindirecekse, o tarafa döndüğümüz, döndürdüğümüz, dönsün diye döndüğümüz ….

herkese sevgiler…

 

teşekkür yazısı …

hayatlarımızda bazen enteresan şeyler yaşayabiliyoruz.

kimi bizi çok mutlu ederken, kimine ise verdiğimiz duygu hali tam tersi olabiliyor.

kimi zaman hiç tanımadığımız, bilmediğimiz insanlar bizi musmutlu ederken, kimi zamanda mutmutsuz edebiliyor. ortada her dem bir duygu hali mevcut. kimine teşekkür etmeyi dahi unutuyor, yada alışkanlık olmadığı için es geçebiliyoruz.

benim yazım ise beni musmutlu eden, tanımadığım Cosmic’e.

bayanorganic kişisel ikinci blogum. kermitim’i seneler önce sanalın derinliklerine gömmüş ve yeni benle yeni bir sayfa açmıştım. bayan organic demiş, bir ironiyi ismiyle işlemiş ve hep kendimi kelimeler ile sarmış- sarmalamış, yaralarımı iyileştirmiş, arada dayanamayıp yeniden eski yaraları kanatmış, bencillik ötesi yarattığım kendi hayatımı kayda aldığım koca koca beyaz sayfalar yarattığım bayan organic, bir çok kişiye değmiş, ben gibileri kendisine çekmiş, tutkuya pervane sevdalı yüreklere küçük bir ışık olmuştu.

arada kendimi unuttuğumda, yüzüne bakmadığım …. kendime dönme manevralarında tek urak noktası olan bayan organic, ve bayan organic’in sevgili okuyucusu Cosmic’e yürekten teşekkürler. her ikinizde iyi ki varsınız.

hani sizi bilen, tanıyan sevenlerinizin söylediği sevgili güzel sözler hoştur ya…yüreği sımsıcak sarar… lakin, asıl hoşluk, sizi hiç bilmeyen, sizle bir göbek bağı olmayan, sadece sizi harflerle yüreğine kabul eden, sözcüklerin sihri ile sizi yakalayan ve sizi kimi zaman en yakınlarınızdan da iyi tanıyan ama sizin tanımadığınız o yabancının söylediği ” yazıların güzel ” cümlesi ruhunuzu yeniden şahlandırır. sizi iki kelime ile cennete transfer ederken, tam da en poktan ve ben acaba ne yapıyorum dediğiniz dönemde ruhunuza cila gibi gelir.

yapılan herşeyin bir karşılığı var hayatta. ne zaman vuku bulur bilinmez ama eninde sonunda yaptığınız herşey gün gelir sizi bulur.

teşekkür ediyorum hayat … teşekkür ediyorum hayatım ve tüm yaptıklarım …

herkese sevgiler.

 

 

ben, ben, ben …

ben …

ben …

ben …

ne kadar çok kendimizleyiz. ne kadar çok ben diyor, ne kadar çok ben dediğimizin farkına varamıyoruz.

onca ben demenin içinde, sen var mı yada biz olabiliyor mu ?

onca ben diyen her hücremiz ben’i zikrederken sadece ben’e hizmet ediyoruz.

birkaç saat önce, can olan çok sevdiğim bir dost parçam ile telefon görüşmemizde fark ettim. o kadar çok ben dediğini ilk kez işittim. neden, ne oldu da fark ettim , eskiden beri hep mi böyleydi, bana ne olmuştu, ona ne olmuştu da bu bıçak gibi farka bir an da aydım.

andaydım. her bir söylediğini kelimesi kelimesine içime almıştım. konunun özünden ziyade anlatmak istediği sadece kendisiydi. yani ben’e hizmet eden, ben’i mutlu eden bir sohbetti. bana da dersler vardı sohbette. ama buradaki ben , ben değil, kendi benliğiydi.

sonrasında bana ayna olduğunu düşünüdüm. acaba dedim ben ne kadar ben’i besleyen, bana hizmet eden, ben için oluşturmuştum dünyamı?

sanırım , en az onun kadar bende bendim. ve ben , benim ağzımdan, gönlümden, dilimden ve her hücremden düşmüyordu. ve aydım ki, onca ben’e inat, biz olamıyor, bizi yakalamıyor ve biz olmak adına cidden hiç bir şey yapmıyoruz.anlaşan, birbirimizi seven ben’lerimiz var sadece. çünkü ben’in de diğer ben’lere ihtiyacı var, ben olabilmek için.

her birimizin sıkıntısı aynı. ben’imizi en verimli toprakta büyütmek, yetiştirmek isterken , toprağı önemsemiyor ve bu konforu sunan platolara akar konar modda göçebe hikayeler yaratıyoruz, kendimize.

oysa, emeksiz …

oysa, benden ziyade sen olamadığımız hiç bir halde ben yaşamıyor. yaşıyormuş gibi dursa da özünde yaşayan her dem değişen oyun alanı ve oyuncular oluyor hayatımızda, hayatlarımızda.

bir bize hazır mıyız sorusu ise her dem yüreklerde. isteme kısmında sorun olmasa da , eylemsel kısımda sıkıntılar her birimizde sorunu.

bir paylaşımın ortağı olmayı sanırım bilemiyoruz. tek kişilik piyeslere adanan hayatlarımız, bir paylaşımı arzular dahi olsa, bunu cidden şanslılarımız hayatlarında en az bir kere yada çoğumuz hiç yakalayamıyoruz. şanslıyım ki bu ne demek biliyorum, seneler önce tecrübe ettim.

bir paylaşımın ortağı olduğunuzda, iki ben olur.

bu iki ben, biz olabilirken, eş zamanlı her durumda kendi iki ben’i de hayattadır.

kimse kimsenin ben’ini öldürmez, değiştirmez, format yedirmez.

her ben, biz’e hizmet eder, ve bilirler ki biz ancak ben ile ayakta kalır.

insan olmak cidden zor zanaat. hem kendin olacak, hem biz’in bir parçası olacak, hem dengede kalacak ve hemde sevgiyi çoğaltacak ve yaşanan her şeyi bu harmoni ile saracaksın.

her dem söylerim. kişi kendinden mesuldür. ben en çok kendimi bilir, kendimi dönüştürebilir ve kendimi büyütebilirim. denge işi ise, yine ben kendim dengede bir ip cambazı gibi kalabilirim. aksi na-mümkün.

çevredeki tüm dinamikler sadece tavşanın yolundaki havuç olsa da, ben kendim kendimin biz’i olabildiğimde ancak biz’e adım atabilirim.

herkese sevgiler.

ps:hayat sevgiyle güzel …

 

 

 

 

 

Eski Sevgilinin Yeni Sevgilisi …

Bu hafta yaşadıklarımı düşününce, insanoğlunun gerçekten çok enteresan olduğunu söyleyebilirim.Hani haftanın bitmesine sadece 2.5 gün kalsa da acaba , bu hafta daha extrem ne var yaşayacağım diye merak içindeyim. Sizlere masal tadında belki de karabasan tadında bir kadının dramını anlatacağım. Hemde Sevgililer Günü sonrasında gece 00:20 de başlayan ve benimde tanık olarak konunun karşı tarafına oturtulduğum bir dram.Girişi kısa tutup, gelişme ve sonuç bölümlerine yoğunlaşıp yazma isteğindeyim.

bayan organic

Her birimizin şu ana kadar yaşadığı ilişkiler muhakkak olmuştur. Benimde var.Her birinden çıktığımızda şu an ki halimize daha bir emin yol almışızdır.Kendimi bilebilirim en çok. Benim nazarımda bir ilişki bittiği zaman bitmiş, kapı kapanmış ve dönüş için her hangi bir tornistan girişimim olmaz. Kafamda bittikten sonra gidenlerdenim ben. O sebeple de eski sevgililerime salça olma huyum yoktur.

15 Şubat gecesi, eski sevgilimin yeni sevgilisinden facebook messenger üzerinden bir dizi mesaj aldım. Önce anlamadım. Arkadaş listenizde olmayanların mesajları enteresan bir alert ile size düşüyor. Velhasıl mesajları okudum. Omurgalı ve dik bir duruşum oldu hayata, hayatıma. Kadın benim hala eski sevgilime salça olduğumu, aralarını bozduğumu yazıyor ve bizi rahat bırak diyor. Bak bu telefon numaram beni ara diyor. Gel üçümüz konuşalım bu olayı bağlayalım diyor. Yani yazıyor ve yazmış…. Bir tarafımla deli gibi gülüyor, diğer yanımla da kadına üzülüyorum. Benim geçtiğim yolları yeniden deneyimliyor. Önce duruyorum yazsan bir türlü, yazmasan bir türlü ve gecenin bir yarısı sizden yaşça büyük bir kadının çığlıkları özünde yazdıkları. Bu sene yeni yılda karar verdim ben, iyi tarafta olacağım diye. Diyorum sınavın bu senin. Ve kendimce kendimi aklama kampanyasına giriyorum. Anlıyor mu , anladı mı bilemiyorum. Zaten kimsenin özünde tekamülüne karışmamak gerek. Herkes kendisi yaşayacak kendisini, müdahaleye kimin hakkı var ki.

bizim mesajlaşmamız gece 02:30 ‘a kadar sürüyor. ve şunu görüyorum. seven bir yüreğin acizliği özünde satır aralarında gizlenen. sevildiğinden emin olamayan, özünde gönlünün en derininde hissettiği aldanmanın farkına varmaktan kaçan bir ruh karşımdaki.bu kadın bana ayna oluyor. ben ona ne oldum bilemiyorum. lakin bana enteresan bir deneyim ve farkındalık yaşatıyor. şükranlarımı sunuyorum kendisine. ve fark ediyorum ki ;

  • kadın yada erkek fark etmiyor, insanoğlu sevildiğini ve sevilmediğini özünde hep hissediyor.
  • aldatıldığını, aldandığını da hissediyor. somut birşeylere bağlama çabası sadece sonunda kendini daha az acıya haklı çıkarma isteği.
  • kimi insan sevince, sevdiğine toz kondurma cesaretinden kaçınıp, olayları dış dinamiklere bağlamak istiyor. böylelikle kurduğu düşten sevgi pıtırcıklarına zarar gelmeyecek. o sebeple dış dinamikleri denetleme, kontrol etme ve onlarla savaşma yada uzlaşma yoluna gidiyor. bizim örnekte olduğu gibi. konunun hiç muhattabı olmayan bana kadın hesap soruyor, benden yardım istiyor, benden benle ne yaşadığını öğrenmek istiyor ve benle teyit ediyor.
  • en acısı ise, bir yalana kendisini inandırmak için , doğruyu cesaretle göğüsleme olgunluğundan daha fazla efor harcıyor.

edebimi, saygımı yitirmeden, kontrolümü kaybetmeden saygı çerçevesinde sonlandırdık konuşmamızı. buraya kadar yine doğal değil ama hadi oldu diye durumu  her iki tarafta iyi idare etti diye yatıyorum.

bence zaten enteresan bir olay ama neyse unuttum gitti ben kalkınca . ama görüyorum ki, eski sevgilimin yeni sevgilisi bana öğlen saatlerinde bir mesaj daha atıyor. teşekkür ediyor. çözdük biz sorunumuzu diyor. bana haber veriyor. o an kafamda deli sorular. yaa ben boşa uykusuz kalmış, kadına kendimi aklayacağım diye, boşa telefonun klavyesinden yazmışım diyorum. bir diğer tarafım diyor ki, belli ki çok seviyor. sevincini paylaşmak istedi diyorum. neyse sevindim, güzel bir gün dilerim saygılar diye bitiriyorum.

benim için her mesajlaşmanın sonunda biten ilişki sanırım kadın için bitmiyor ki, perşembe gecesi 22:53’te bana “umarım sende çok mutlu olursun” diye gene facebook messenger’dan mesaj atıyor. ve şimdi diyorum ki,

  • ne acı ki, kadın cidden sevilmiyor ve beni tehdit görüyor.
  • ne acı ki, yaşın cidden manası olsa da, anlamı kimi zaman olmuyor.
  • ne acı ki, denge hayatın özü ve onu kaçırınca insan komik duruma düşüyor.
  • ne acı ki, bazı insanlar sizi üzerek mutluluğu yakalayacaklarını düşünüyor ve bilmiyorlar ki ne ekersen onu biçersin. birinin mutsuzluğunu deli gibi isterken, mutluluk senden uzaklara gider göremiyorlar.
  • ne acı ki, hayatlarımızda yer alan sosyal medya aplikasyonları sebebiyle her kes size her an ulaşabileceğini, sizin hayatınıza dalabileceğini düşünüyor.
  • ne acı ki, insanlar kendi önemsedikleri konuları sizin içinde hayat memat meselesi olduğu sanrısında.

oysa, değer olan – kıymet verdiklerinizin yanında olur, hayatınızda tutarsınız. hayatınızdan çıkardıklarınıza dair önünüze gelen her şeye bir manasız bakışınız vardır. bu da onlardan biri işte.

gönülden bir tavsiye ile bitireyim. insanoğlu, durumlar karşısında muhattabını iyi seçmeli, sonuca varmak için. ve bu hangi konu olursa olsun, çemberin içinde etkileşimde bulunduklarınız olmalı. çemberin dışındaki, dış dinamikler sizin daha fazla hayal kurmanızı ve egonuzu büyütmenizi sağlar.

herkese sevgiler.

ps:onca uzun zaman sonra bunu yazı ile merhaba diyeceğim aklıma gelmezdi. teşekkür ediyorum enteresan insanoğlu 🙂

 

vazgeçmek…

vazgeçmek …
neden ?
kimden ?
ne için ? olduğunun önemi olmadan, vazgeçişler önce kendimizden başlar…

IMG_4659

bunun idrak kısmı uzun çok uzun zaman alabilir. belki de şanslılar vardır aramızda. hemen anlamış olanlardan değilim, değiliz çoğumuz.işte bu yüzden, kimi zaman da bunun hiç farkında olmadan geçer günlerimiz.sanırız ki; durumdan, halden, kişiden, şeyden vazgeçtik. oysa her vazgeçiş önce kendimizden başlar.

bir kendini cezalandırmadır, vazgeçiş. kimsenin cesaret edemeyeceği o yüce makama göz dikmiş olan benliğimiz, bizi bize kırdırır. içimizden pipetle yaşam enerjimiz çekilirken, huşu içinde ses çıkaramayız kendimize.acı haz vermese de , vazgeçmek bir çok olası doğacak acıya gebe bırakmaz bizi. işte en çokta bu yüzden vazgeçeriz.

canımız yeniden yanmasın… kapanmamış yaralar olası kabuklarından ayrı kalmasın.var olan yaşam enerjimiz sadece ve sadece en temel anlara kalsın.yaşam yeniden aksın, damarlarımızdan ama alıştığımızın aksinde sadece nefes alsın.

oysa bir gün, bir dost yamacında , bildiğin gerçekler bir bir sahneye inerken bulursun kendini. sende sevmezsin de, söze dökmek zor gelir. o da sana söylemek istemez ama birinin artık acil alarm düğmesine basması gerekiyordur. o biri ne sen, ne de o olmak istemez. yaşam öğretmiştir. böyle büyük bir gerçekle yüzleşirken, kendinle kendi kendine kalmalısın.

bir dost yamacında kendimle ve kederimle kaldım, geçenlerde. ne büyük bir kıymet… tarifi zor bir serüven yaşadım.

unutmuşum, kendimi … ne çok şeyden vazgeçmişim… vazgeçmeye devam ederek …

büyüdükçe mi korkaklaşıyor, büyüdükçe mi korkuyoruz kendimizden. oysa ben hatırlıyorum, küçüçükken hiç korkmazdım gecelerden… oysa yaş aldıkça, zaman geçirdikçe kendimle ne çok korkular biriktirmişim heybeme. onca umudumun, ümüdimin yerini almış, her yüreğime batan kıymığın korkusu. taş olsa belki çatlardı da ne güçlü yaratılmışız… hala yaşıyoruz, yaşamaya çalışıyoruz. ve alışıyoruz vazgeçişlere.. kendimizden vazgeçiyor, bunu da çok normal karşılıyoruz.

yazmak kadar kolay değil yaşadıklarımız.

hep inandım, bir sebepten gelmiş olmalıyız. yaşamlarımız yemek yemek, nefes almak, uyumak ve bilimum bir güne sığan rutinler olamaz diye.

vazgeçmekle, bu kaideyi bozuyor – kendimizi yok sayıyoruz. bunun idrakını bir dostun yamacında yakalıyoruz kimi zaman , yada bir şey bize bunu anımsatıyor. ne olursa olsun, sıkı sıkıya tutunmalı insan kendine. düşman da, kahramanda kendi içinde .

herkese sevgiler